3 Haziran 2017 Cumartesi

Kitap Yorumu: Mevsim Apartmanı - Sumru Uzun

mevsim apartmanı kitap ile ilgili görsel sonucu

Herkese Merhaba!

Uzun bir aradan sonra sizlerle birlikte olmak harika. 

Bugün Sumru Uzun imzalı Mevsim Apartmanı kitabından bahsedeceğim. Sumru Uzun'u bir çoğunuz @fiyonkmakarna ismi ile instagramdan takip ediyorsunuzdur. Ben de takipçilerinden biriyim. Kitabının çıktığını duyunca okumak için epey meraklandım. Hatta İzmir Kitap Fuarı'nda kendisine imzalatma hayalim vardı. Ancak imza günü hafta içi olunca ben de çalışıyor olunca malesef sadece kitabını almak ve okumakla yetinmek zorunda kaldım.

Kitap toplam 12 hikayeden oluşuyor ve mevsim apartmanında geçiyor. Ocak, Şubat, Mart...... Aralık'a kadar her ay için bir hikaye yazılmış. Aralarında beni çok etkileyen hikayeler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hepsi hayatın içinden kahramanlarla yazılmış çok doğal hikayeler.

Kitabı okurken ben çok keyif aldım. Düşündüren, ağlatan, güldüren hikayelerin içinde kendinizden de bir şeyler bulacağınıza eminim. Sayfalar su gibi akıp gidiyor. Yalın ve içten anlatımı kolay okunmasını da sağlıyor. 

 Merak ettiyseniz ve hikayelerden hoşlanıyorsanız, okuyun derim.

Keyifli okumalar...

Arka Kapak Yazısı

Mevsim Apartmanı, on iki farklı öykü, bu öykülere renk katan birbirinden farklı objeler ve karakterlerle okura kapısını aralıyor. Her öykünün temelinde iyiliği, umudu ve hayatın güzelliklerini hatırlatan minik ipuçları var. Farklı öyküler ve karakterlerle insanların yaşanmışlıklarına, anılarına ve yüreklerine dokunacak bir kitap. “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız ve koltuğunuzu dik duruma getiriniz. Mevsim Apartmanı’nda duygusal bir yolculuğa başlıyoruz.”

7 Mart 2017 Salı

Kitap Yorumu: Şans Kurabiyem - Sinem Çelebioğlu


Herkese Merhaba!

Bugün çok lezzetli bir kapak görüntüsü olan "Şans Kurabiyem"isimli kitaptan bahsedeceğim.  Çok yeni bir kitap. Ocak 2017'de piyasaya çıktı. Yazarımız Sinem Çelebioğlu ve yazarın ilk kitabı. Ağır kitapları okumaktan sıkılıyorsanız, okuduğum kitap kafamı fazla yormasın ve keyifli bir şekilde okuyayım diyorsanız "Şans Kurabiyem" tam size tavsiye edilecek bir kitap. Aslında iki kitap :) neden mi?

Mavi, baş karakterimiz. Hayatında yaşadığı bazı olumsuzluklar yüzünden depresyona giriyor. Arkadaşlarından ve ailesinden kendini soyutlayıp, odasına kapanıyor. Çalıştığı dönemde bir yayın evinde editörlük yapmış. Bu bilgi birikimini kullanarak kitap yazmaya başlıyor. Depresyondan yazarak kurtulmaya çalışıyor. Yazdığı hikaye kendi hayatıyla paralel gidiyor. Aslında yaşamak istedikleri ağır basıyor bu hikayede. Ve işte bizler de bu yüzden iki kitap okumuş gibi oluyoruz. Bu iyi mi, kötü mü? Okuyucuya göre değişir diye düşünerek kendi yorumu mu yapmıyorum.

Sinem Çelebioğlu genç bir yazar. Yazarın ilk kitabı olduğu için bazı aksaklıklar var diye düşünüyorum. Karakterleri çok doğal. Özellikle Duru'yu çok sevdim. Anlatımı oldukça sade. Bu da kitabı okumayı kolaylaştırıyor. Bu tür kitap sevenler, tercihiniz olabilir.

Sinem Çelebioğlu'na da başarılar diler, diğer kitaplarını merakla beklediğimi de yazmadan geçemiyorum...

Keyifli okumalar...

Kitap Tanıtımından

Hayallerine ulaşmayı mı, gerçeklerle yaşamayı mı seçersin?

Hüznün, kahkaha tufanına dönüştüğü iç içe iki hikâye. Sinem Çelebioğlu’nun ilk romanı Şans Kurabiyem ile sevme, affetme ve umut etmeye dair sıcacık bir yolculuğa çıkacaksınız. Siz hiç kendi hayatınızı yeniden yazmak istediniz mi? Mavi istedi...

Ve uyku tutmayan bir kış sabahı, geçti bilgisayarının başına. Serbest bıraktı parmaklarını klavyenin üzerinde. Yazdı, yazdı, yazdı...

Geçmişinde neyi yanlış yaptıysa değiştirmek için, anılarından kimi silmesi gerekiyorsa unutmak için ve kimi kazanmak istiyorsa tanışmak için...

Ve sayfalar doldukça hayallerle, gerçeklerin peşinden gitmenin önemini de öğrenecekti.

2 Mart 2017 Perşembe

Merhaba "İLKBAHAR"

 



Herkese Merhaba.

Daha önce yazdığım ve yayınlanan bir ilkbahar yazısı ile hem bahara hem de sizlere "MERHABA" demek istedim. 

Şimdi düşünün küçük bir tepenin üzerindesiniz. Gökyüzü masmavi ve çok ufak bembeyaz bulutlar gökyüzünü süslüyor. Hayır yağmur yok ama üzerine bastığınız çimenler hala biraz ıslak. Sanırım bir hafta önce yağmur yağdı. Yağmurlar henüz tamamen kesilmiş değil hatta kendine özgü ismi de var. Büyük bir ağacın gölgesinde duruyorsunuz. Yüzünüze vuran hafif esinti bu ağacın yapraklarını da hareket ettiriyor. Ağacın yapraklarından gelen sesle rüzgarın sesi birleşince doğanın tatlı bir melodisini dinliyorsunuz.

Yere serdiğiniz örtüye oturuyorsunuz şimdi. Çimenler hala hafif ıslak demiştik ama olsun soğuk gelmiyor size. Küçük sarı bir çiçek merhaba diyor ayağınızın yanından. Eğilip bu güzelliğe bakarken minik böcekleri görüyorsunuz. Sanki yollarını kaybetmişler, nereye gittikleri belli değil. Sol tarafınızda başka bir çiçek görüyorsunuz şimdi. Beyaz yaprakları üzerinde sarı ince çizgiler var. Hiçbirini koparmıyorsunuz çünkü onlar da nefes alıyor diye düşünüyorsunuz. Kendinizde derin bir nefes alıyorsunuz.

Doğanın tüm kokusunu içinize çekiyorsunuz, çimenlerin, çiçeklerin, hatta önüne oturduğunuz ağacın kokusu bile doluyor içinize. Hafif bir esinti devam ediyor hala. Hayır üşümüyorsunuz, sıcak da değil hava. Minik bir kelebek geçiyor önünüzden şimdi. Renklerine baksanıza doğanın tüm renkleri üzerinde sanki. Bir günlük ömrü olması ne kadar üzücü derken bir hüzün kaplıyor içinizi. Yine hafif esen o tatlı rüzgar gülümsetiyor yüzünüzü.

Ağaçları, yeşili, çiçekleri yani tüm doğayı seviyorsunuz. En çok da bu İLKBAHAR mevsiminde yüzünüze vuran bu tatlı ve hafif esintiyi. Tüm mevsimleri mutlu geçirmeniz dileğimle...

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
haydar-colakoglu-teb
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!

“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

31 Ekim 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Aynadaki Adam / Hasan Saraç

Herkese Merhaba,

Çok uzun bir aradan sonra yine sizlerleyim. Bu aralar kitap okuma konusunda da blogum ile ilgilenme konusunda da çok kötüyüm  farkındayım.  Ama artık silkelenme ve kalkma vakti gelmiştir. Bugün de güzel bir kitapla karşınıza geldim.

Kitabımızın adı "Aynadaki Adam"

Hasan Saraç imzalı kitabımız Postiga Yayınları tarafından yayınlanmış.

Yazarımızı daha önce blogumda sizlere "13Saat+1ömür " kitabı ile tanıtmıştım. Beğeni toplayan bu kitaptan sonra şimdi de yeni kitabı ile karşımızda.

Bu kitap polisiye bir kitap olarak görünse de içinde her türlü duyguyu barındırıyor. Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse;

Yonca, başarılı bir polis memurudur.  Bir gün polis ajansından babasının vurulduğu haberini görür. Yıllardır görmediği babasının.Bu dakikadan sonra Yonca için zor günler başlar. Çünkü hem babasını vuran kişi/kişileri bulması gerekmektedir, hem de babasının yıllar önce neden gittiğini ve aramadığını öğrenmesi gerekmektedir.

Babası hastanede ölüm kalım mücadelesi verirken, Yonca araştırmalarına başlar. Babasının evini öğrenir. Bu eve gittiğinde öğrendiği gerçekler onu hem şaşırtır hem de duygusallaştırır. Babası ile arasındaki ilişkiyi başka bir boyuta taşıyacak gerçeklerdir bunlar. Ayrıca araştırmaları sırasında ona yardımcı olmak isteyen babasını tanıyan kişiler çıkar karşısına. Bu kişiler kimdir ve niye ona yardım etmek istemektedirler? Onlara güvenmeli midir? Yoksa babasının vurulmasının bu kişilerle ilgisi var mıdır? Peki, Yonca’nın babası yoğun bakımdan çıkıp her şeyi kendisi anlatacak mıdır?

Farklı bir tarz “Aynadaki Adam”. Yazarın anlatımı akıcı ve sade, bu da okuyucu yormuyor. Finali bende kitabın devamı gelecek hissi uyandırdı. Umarım öyle olur ama tabi ki bunu en iyi yazarımız bilir.

Bu arada yazarımızın yeni kitabı çıkmış. Benden haber vermesi...

Keyifli okumalar…

10 Ekim 2016 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: Normal - Jale Demirdöğen



Herkese Merhaba!

Çok sevdiğim yazarım Jale Demirdöğen'in yepyeni kitabıçok yakında raflardaki yerini alacak. Merakla beklenen kitabın "Nemesis Kitap" tanıtımını sizlerle paylaşıyorum.

"Günahlarının çektirdiği acıdan başı dönen insanların kafaları çabuk karışır Elif. Korku, önemsiz şeyleri bile önemli kılar. Korkaklar, en saçma, en akıl dışı ve imkânsız şeylerden bile korkunç gerçeklikler yaratmaya meyillidirler."


Sakın bana ne yapacağımı söyleme!
Ne yaptığımı, ona sakın söyleme!
Şimdi ne yapacağım, bana onu söyle!
Ya da sus. Bir şey söyleme… Nasılsa neye inandıysam ona inanmaya devam edeceğim. Öyle varlıklarız ki, inanmak istemediğimize bir başkasının inandığını görmeye bile tahammülümüz yok! Bu, evrenin ve insanın yaratılışından beri böyle. Savaşlar bunun için var! Ölümler, bunun için! Ve asla yapamayacağımızı sandığımız şeylerle, bir gün onları yapabileceğimizi bilmeden yaşıyoruz… Biz, tezatlardan beslenen, çelişkilerin varlıklarıyız! Tıpkı bir katili kan tutması gibi! Korkak olan, en akıl dışı şeyden bile korkunç gerçeklikler yaratıyor! İçindeki hevesin karnını doyurmaya kalkışan, düşünme yeteneğinden yoksun, 
kör ve sağır kalıyor!
İnsandım, korkaktım, hevesliydim ve yaşadığım yer dünyaydı! Yani kimse tarafından üstlenilmemiş bir suç olmam normal!

"Kendimize ancak birilerinin 
bizi sevdiğini gördükçe katlanabiliriz."




12 Haziran 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Görme Duyma Konuşma / Daniel Palmer


Herkese Merhaba!

Daniel Palmer imzalı "Görme Duyma Konuşma" kitabının konusunu beğenen bir arkadaşım kitaptan haberdar olmamı sağladı. İzmir Kitap Fuarı'nda Koridor Yayıncılık standında kitabı görünce hemen aldım.

Yazarın, diğer kitabı "Akıl Oyunları"nı okumadığım için bu konuda bir karşılaştırma yapamayacağım. Ancak, bu türde okuduğum diğer kitaplarla karşılaştırma yaparsam orta düzey bir kitap diyebilirim. Özellikle kitabın ilk sayfaları bu yorumu yapmam da etken. Olaylarda fazla detaya girilmesi, hikayeye giren her karakter hakkında biyografi yazar gibi bilgi verilmesi okuyucuyu kitaptan uzaklaştırıyor. John'un yabancı birinden aldığı telefon daha önce gelse, karakterlere ait bilgiler de olayların akışı için de verilse hikayeyi en başında daha hareketli yapabilirdi diye düşünüyorum. 

Konudan kısaca bahsedecek olursak, Ruby ölümcül bir hastalığa yakalanır. Tedavi masraflarını karşılamak için John ve Ruby'in yeterli parası yoktur. Bir çok yola başvururlar. Ancak sonun da tedaviyi karşılamak için bir yol bulurlar. Ruby bu konuda tereddüt yaşasa da John hiçbir sorun olmadığını söyler. Ta ki tehlikeli bir oyunu başlatan telefon gelene kadar...

Bu telefondan sonra neler olacak, John ve Ruby'in hayatı nasıl değişecek? Kitabın hareketli kısımları hızlı bir şekilde okunacak düzeyde. Kitabın final sahnesi de oldukça ilginç. O sahneye gelince ye kadar telefondaki sesin kime ait olduğu inanın belli değil. Bu da kitap için kocaman bir artı. Sadece keşke bunca olaydan sonra final sahnesi belli bir amaca bağlansaydı. John'un geçmişini de ilgilendiren bir amaç olsaydı daha ilginç ve daha sağlam bir son olabilirdi. Söylemeden geçmek istemediğim bir konu daha var. Kitabın ismi, yaşanan olaylarla o kadar uyumlu ki. Spoiler olmaması için detaya giremiyorum...

Yazarımız, bu kitapta hepimize çok önemli bir soru soruyor. Sevdiklerimize "Seni Çok Seviyorum" diyoruz ya. İşte bu sevginiz ne kadar güçlü. Sevdiğiniz bir insan için neler yapabilirsiniz? Onun hayatını kurtarmak için tanımadığınız başka hayatlara son verebilir misiniz? ya da bu hayatlara son verilmesine göz yumar mısınız? Bu kitabı okurken aynı zamanda bu soruları da kendinize sorarken bulacaksınız. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. 

Okuduysanız veya okuduktan sonra yorumlarınızı bırakabilirsiniz. Böylece kitap hakkında fikirlerimizi de paylaşmış oluruz.

Keyifli okumalar...

Bunlar da ilginizi cekebilir :

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...